Ortaçağ İşkenceleri (Engizisyon Mahkemeleri)

Bütün Engizisyonlarda işleyiş aşağı yukarı aynıydı. Tutuklular sorguya alınmadan önce aylarca zindanlarda tutulurdu. Bu, herhalde sanığın direnme gücünü kırmak için önceden düşünülmüş bir planın parçasıydı. Mahkeme önüne çıkarıldığında sanıkta doğruyu söylemesi istenir ve kendisinden Kutsal Örgütün sırlarını saklama sözü alınırdı. Kabul etmek sorgulamanın başlaması demekti, reddetmek ise zindana geri dönmek ve büyük bir olasılıkla bazı cezalara çarptırılmak anlamına gelirdi. Sorgulamaya geçilmesi halinde, mahkeme başkanınca birkaç soru yöneltilir ve tutuklunun yanıtları bir kâtip tarafından kaydedilirdi. Birkaç gün içinde sanık yeniden mahkemeye çıkarılır ve sorgulama devam ederdi. Sanıktan Kutsal Örgüte suçunu itiraf etmesi istenir ve engizisyoncuların elinde kanıtlar olduğuna, onun aleyhine tanıklık etmeye hazır tanıklar bulunduğuna inanılırdı.

Tutuklunun, ne kanıtların niteliğini ne de tanıkların kimliğini öğrenmesine izin verilirdi. ve suçunu Sanık direnmeye inkâr etmeye daha şdevam ederse engizisyoncular daha şiddetli yollara başvururlardı.


Papa Innocentius tarafından 1252’de yayınlanmış resmi bir mektupla, işkence, itiraf ettirme aracı olarak açıkça tanınmıştı. Engizisyoncular işkenceyi neredeyse güzel sanatlara dönüştürdüler ve süreç içinde epeyce psikoloji bilgisine sahip olduklarını gösterdiler. Sistemin işleyişi, iradesi en güçlü ve en sağlam yapılı adamın bile direncini kırmak için incelikle tasarlanmıştı. Başta, sanık işkenceyle tehdit ediliyordu ve yalnızca tehdidin kendisi bile istenen sonucu verebilirdi. Bu yöntem itiraf ettirmede etkili olmazsa, işkence odasına alınıyor ve kullanılan aletler gösteriliyordu. İşkence odası, çelik gibi sağlam sinirlere sahip olmayanlar dışında herkeste korku, dehşet ve umutsuzluk uyandırmaya yetecek biçimde düzenlenmişti. Bu odalar, genellikle yeraltında, penceresiz ve iki mum ışığından başka aydınlatmanın olmadığı yerlerdi. İşkencecilerin görünümleri olağandışı ve ürkütücüydü. Baştan aşağı siyah giysiler giyerler, yalnızca gözlerini açıkta bırakan kukuletalar takarlar ve en şeytani, en iblisçe görüntüyü sergilerlerdi.

İşkence odasının, işkencecinin ve aletlerin istenen etkiyi yaratmaması durumunda tutuklu çırılçıplak soyulur ve elleri bağlanırdı.


“Soymak,” diyor Limborch, “yalnızca erkeklere değil, kadınlara, bakirelere, zaman zaman hapse düşen en namuslu ve erdemli kişilere de insanlık onuru hiçe sayılarak uygulanırdı. Tutukluları iç çamaşırlarına varana kadar, ifadeyi bağışlayın, donlarına kadar soyarlar, sonra da çizgili formalarını giydirirlerdi.”


Sanık, işkenceye tamamen hazır hale getirildiğinde, sorular yinelenir ve tutuklunun suçu inkârı durumunda, gerçek işkenceler başlardı.

Engizisyon tarafından uygulanan temel işkenceler makara, tezgâh ve ateşti. Bu çalışmanın bir başka bölümünde ayrıntılarıyla anlatılacağı gibi, bu işkencelerin daha gelişmiş ve yoğun çeşitlerinin yanı sıra daha az sayıda ve daha hafif olanları da vardı.

Bununla birlikte, engizisyonun ağına düşme talihsizliğine uğrayan biri için, tüm sistemin baştan sona bir işkence süreci olduğu gözden kaçırılmamalıdır, tabii sürgün ya da ölüm yoluyla kurtuluşa erememişse. “Çoğu zaman,” diyor Lea, “işkencenin ve en iğrenç zindanlarda uzadıkça uzayan hapisliğin insanları kısmen çıldırttığına ve yoğun ısrarlarla kendisine yüklenilen suçları işlediğine inanmasına yol açtığına kuşku yoktur.”

Kuralların en hafif biçimde çiğnenmesi durumunda çoğunlukla işkence kapsamı içine girebilecek şiddette cezalar verilirdi. Lizbon Engizisyonu’nu yazan Torres de Castilla,

“Kabahat işleyen biri en acımasız şekilde kırbaçlanır. Soluyup yüzükoyun yere yatırılır ve birkaç adam tarafından bu konumda tutulurken diğerleri onu her vuruşta eti parçalaması için erimiş ziftle sertleştirilen sicimlerle, sırtı kocaman bir yaraya dönene kadar en merhametsiz biçimde kırbaçlarlar,” diye anlatır.

Toplu İnfaz...

Mahkumun çarmıha başı aşağı gelecek şekilde gerilmesi ve ardından göğüs uçlarından başlanarak derisinin yüzülmesi...

 

 

Engizisyonun en büyük işkence icadından birisi 'Böğüren Boğa'dır. Metalden yapılmış olan bu boğanın karnındaki kapağa suçlu canlı olarak konur ve ardından kapak kapatılır. Boğa ateşe tutulurken içinde kavrulan mahkum bağırmaya başlar. Bu da boğanın böğürme gibi ses çıkarmasını sağlar. Sesin şiddetine göre kişinin suçunun ne kadar olduğu anlaşılır. Şayet kişi hiç bağırmadan can verdiyse, ailesine mahkumun iyi bir hıristiyan olduğu söylenir...

 

Elleri ve ayakları bağlanan bu mahkumun ayakları önce ateşin közüyle dağlanacak, daha sonra harlı ateşe tutulacak...

 

 

Arena gelenekselleşmiş bir işkence türüydü. Artık savaşacak düşman bulamayan avrupa ulusları kana karşı açlığını arenalarda gideriyordu. Kölelerin ve savaş esirlerinin aç ve yırtıcı hayvanlara verilmesi trajedisi uzun müddet devam etmiştir. Bu gelenek biçim değiştirmiş bir şekilde İspanya'da hayvanlara karşı hala devam ediyor...


Engizisyon rahibinin verdiği emir üzerine suçlu görünen bir kişinin kolları kesilmiş... 
 

 

Engizisyonun kabul ettiği en büyük ceza yakılarak öldürülmeydi. Bu aynı zamanda kiliseye ve engizisyona karşı gelenlere bir ibret gösterisi anlamına geliyordu...

 

 

Halkın gözlerinin önünde kimi mahkumun kafası kesilirken, kiminin parmakları kesiliyor...

 

 

Boğarak öldürülme de engizisyonun sıkça tercih ettii işkencelerden biriydi. Ancak bu metot genellikle "Cadı" olduğu düşünülen kişilere uygulanırdı. Mahkumun elleri ve ayakları bağlanır, ayaklarına bağlanan bir ağırlıkla birlikte suya atılırdı. Şayet kişi kurtulabilirse (!) cadı olduğu onaylanmış olurdu, zira sıkıca bağlanmış bir düğümden kimse kurtulamazdı. Şayet ölürse, mahkumun halâ iyi bir hıristiyan olduğu için ailesine teşekkür edilirdi...

 

Cezası infaz edilmiş bir suçlunun ölüp ölmediği kontrol ediliyor. Kontrolör kişinin hâlâ yaşadığına kanaat getirirse mahkum tekrar yakılacak... 


İçinde şeytan bulunan mahkumun (!) başından aşağı kızgın yağ dökülüyor...

 

 

Yakılarak öldürülen birinin feryatları, celladına ulaşamıyor...

 

 

Engizisyon işkence konusunda yaratıcılığını epeyce geliştirmiştir. İnsanın içini ürperten bu sahnede kişinin dizlerine çakılan demirlere elleri bileklerinden bağlanıyor...

 

 

Yanan odun yığınları mahkumun vücuduna değdiriliyor. Böylelikle mahkumun içindeki şeytanın çıkacağına inanılıyor...

 

 

Kırbaçlama, başta avrupa olmak üzere tüm dünyada yaygın bir işkence yöntemidir. Yukarıdaki örnekte de suçlu, sopalarla kırbaçlanıyor...

 

 

İçinde şeytan bulunduğu sabit görülen bir mahkum, ateşe atılıyor...

 

 

Engizisyon ve halkın gözlerinin özünde başı kılıçla kesilerek öldürülen bir kişi...

 

 

Kafası kesilerek öldürülen bir mahkum...

 

 

Vücuduna bağlanan ağırlıkla birlikte baş parmağından asılmış bir suçlu... Istırabı düşünün...

 


Mahkumun ağzına kor ateş sokularak dilsiz yapılacak...

 

 

Bu da Suda Boğma..

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !