.: Livre d'Or :.
.: Courriel :.
.: Annuaire :.
.: Les Topsites :.
http://i37.tinypic.com/6f8bh5.gif (63 bytes)

:: Ana Sayfa
:: İletişim
:: Arşiv Sayfası
:: Profilim
:: RSS Besleme

:: Programlar/Genel
:: Portable Program
:: Antivirüs&Güvenlik
:: CD&DVD Programları
:: Media Programlları
:: Grafik&Tasarım
:: Program Anlatım
:: Arka Plan & Resim
:: Avatarlar & Smiley
:: Wallpaper-PSD
:: Temalar/Template
:: Donanım Araçları
:: Bilgisayar&Network
:: Msn,Skype & Yahoo
:: İşletim Sistemleri
:: Yazılım Teknolojisi
:: Yazılım Teknolojisi
:: Teknoloji & Haber

:: Webmaster Genel
:: vBulletin Destek
:: vB Konu Anlatımı
:: vBulletin Temaları
:: vBulletin Extra
:: vB Sorunlarınız
:: Radyo Sistemler
:: Hazır Kurulumlar
:: Blog Dünyası
:: Programlama
:: vBulletin Download
:: Grafik/Fotoshop
:: Arkaplan-İmage-İcons

:: Eğitim & Öğretim
:: Açıköğretim/AÖF
:: AÖF 1 Ders Notları
:: AÖF 2 Ders Notları
:: AOF 3 Ders Notları
:: AOF 4 Ders Notları
:: Yaşam & Eğitim
:: Deneme & Hikayeler
:: Sosyoloji&Psikoloji
:: Fen Bilimleri
:: Yabancı Diller
:: Kitap Özetleri
:: Diğer Bölümler

:: Dinler ve İslamiyet
:: Kıssadan Hisse
:: Dini Video-Belgesel
:: Ayetler&Hadisler
:: İslam Büyükleri
:: Dört Büyük Mezhep
:: İslam'da Aile
:: İlahiler/Ezgiler
:: İlmihal Bilgileri
:: İlmihal Bilgileri
:: Online Arapça İlahi
:: Diğer Dinler

:: Sağlık Köşesi
:: Genel Sağlık
:: Beslenme & Diyet
:: Anne&Çocuk Sağlığı
:: Cinsel Problemler
:: Psikoloji Bölümü
:: Sağlık Haberleri

:: Aşk & Sevgi
:: Hikayeler
:: Sesli Şiirler
:: Aşk Doktoru
:: Oyun İnceleme
:: Fotografçılık
:: Bölüm Ekleniyor



NBA 2K10


NBA’de 2009/2010 sezonun başlamasıyla birlikte basketbol tutkunları özledikleri yıldızlarla hasret giderdiler. 2K serisinin son oyununu iple çekenler için de bekleyiş sona erdi. Basketbol ve oyun severler, müjdemi isterim; 2K bu sezona da bomba gibi giriyor…

Geçen yıl PC’ye ilk defa, 2K9 ile çıkan seri, 2K Sports’un bilgisayar oyuncuları tarafından bol bol dua almasını sağlamıştı. Standartları altüst eden oyun, doğal olarak bu senenin beklenti çıtasını oldukça yukarılara taşıdı. Serinin 10. yıl dönümünde, kapak için geçen sene ‘Finallerin en değerli oyuncusu’ olan Kobe Bryant’la anlaşan firma, beklentilerimizi daha da tahrik etti. Beklediğimize, övdüğümüze, sevdiğimize değdi mi, işte Kobe, işte NBA 2K10.

Where Amazing Happens

Daha oyuna ilk adımınızda NBA atmosferi sizi içine alıyor, bir spikerin maç esnasında Kobe’nin son saniye attığı basketi anlatması ve bunun eşliğinde ‘gaz’ bir parça ile karşılanıyorsunuz. O da ne, NBA’de oynanan maçların skorları ve günün maçları, nba.com ile ortak çalışıyor 2K10 anlaşılan. İsterseniz günün maçlarını güncel kadrolar ve takım içeriğiyle oynayabiliyor, bir önceki güne ait maçların istatistiklerini görebiliyorsunuz, basit ama hoş bir detay.Yapımda bulunan müzikler geçen seneye göre çok daha kaliteli, Adam Tensta-‘My Cool’, Matisyahu-‘One Day’ gibi güzel parçaların yanında NBA’in olmazsa olmazı Kanye West ve Young Jeeyz’nin leziz parçası ‘It’s Amazing’i dinledikten sonra yerinde duramayacağınızı garanti ediyorum. Siz yerinizde duramazken menünün sizi bin bir zahmete sokması da muhtemel olaylar arasında. Kullanışsız ve konsol tuşlarına ayarlı olan menüler, kafanızı bir süre karıştırabilir. Göze çarpan değişikliklerle devam edelim, ‘My Player’ ve ‘Online’ sekmeleri menünün yeni üyeleri. Geçen seneden bildiğimiz ‘Blacktop’, ‘Season’, ‘Playoffs’ ve ‘The Association’ yerlerinde duruyor. 2K9’u bilmeyenler için biraz bahsedelim bu eski elemanlardan.


‘Blacktop’ modunda smaç ve üçlük yarışması, 1’e 1 veya 5’e 5 sokak basketbolu gibi seçenekler bulunuyor. ‘Season’da ise bir takım seçiyor ve NBA sezonuna katılıyorsunuz, ‘Playoffs’ sadece eleme mücadelesini içeriyor. ‘The Association’ da normal sezona göre daha çok detay bulunuyor, takımınızı seçtikten sonra görev dağılımı yapıyorsunuz. Kontrolü tamamen elinize alabilir veya asistanlarınıza bazı görevleri yükleyebilirsiniz. Oyuncularınızı takaslarda kullanabilir, kadronuza yeni oyuncular dahil edebilirsiniz. Sözleşmelere ve ‘Salary Cap’e dikkat etmeniz gerekiyor tabi. Takımınızın bütçesini aşmamanız ve gelecek senelere pay bırakmanız lazım.


Maçlardaki taktiksel kontrolü de otomatik sistemle paylaşabilirsiniz, molaları ve oyuncu değişikliklerini takım koçu yapabiliyor. Yorulan oyuncuları çıkarıyor veya rotasyona göre değişiklikler yapıyor. Eğer oyuncuları gereğinden fazla koşturursanız ki yeni koşu sistemine alışana kadar bu durumla karşılaşmanız an meselesi, koç rotasyondan sapmak zorunda kalıyor. Oyuncularınızı istediğiniz gibi oradan oraya koşturamayacaksınız artık, turbo bar buna engel getiriyor. Oyuncunun attığı depara bağlı olarak barda düşüş oluyor ve depar göstergesi bittiği zaman oyuncunuz yavaşlıyor, bu esnada hızlı koşmaya çalışırsanız genel enerji seviyesi hızla düşmeye başlıyor. Bu da depar seviyesini azaltıyor ve oyuncu daha az süreyle hızlı koşmak zorunda kalıyor. Oyuncularınızı doğru zamanlarda depara kaldırmalı ve sürekli top sürmek yerine pas trafiği oluşturmalısınız.


Gerçekçilik adına yapılan yenilikler turbo barla sınırlı değil, oyuncuların puanlarında da oldukça düşüş var. Özellikle geçen seneyi kötü geçiren yıldızlara hiç acımamış yapımcılar, geçen sene sakatlıklar nedeniyle yoklara oynayan T-Mac’in ‘rating’i 77’ye düşürülmüş mesela, 99’luk oyuncu ise artık yok. En yüksek puan Kobe’ye verilmiş ki şaşılacak bir durum yok açıkçası. Sadece puanlarda kalmamış düşüş, oyuncular artık daha insanımsı bir hale bürünmüşler. Herkesin arasına dalıp skor yapabilecek, olağanüstü smaç basabilecek, el üstünden zor pozisyonlarda şut sokabilecek oyuncu sayısı azalmış. Oyun biraz zorlaşsa da daha gerçekçi olmuş.


Özellikle yıldız oyuncuların hareketleri tıpkı gerçek haline uygun yapılmış. 2K9 incelemesinde bahsetmiştim Lebron’un tırnaklarını yeme olayından, bıraktığımız gibi her şey, Lebron hala tırnaklarını yiyor, ne zaman büyüyecek bu çocuk? Mesela Kobe Bryant önce post-up yapıp daha sonra geri çekilerek şutlar atıyor, tıpkı gerçekteki gibi. Gasol sırtına aldığı rakibini çabuk ayaklarıyla etkisiz hale getiriyor ve Dirk Nowitzki suratındaki ele rağmen ‘fade-away’ imzasını bırakıyor. Önceki oyunda şutlarınıza, turnikelerinize, hatta geri çekilerek attığınız toplara çok kolay blok geliyordu. Geri çekilerek en iyi şut sokan Kobe ile bile blok yiyorduk. Yao Ming uçan kaçanı tokatlıyordu aynı zamanda, boyundan ötürü. Gerçekte ise boyuna oranla çok da iyi bir blokçu değildir kendisi, aksine iyi blok yer. 2K10’da bu olaya da çözüm getirilmiş, bir oyuncuyu bloklamak, hele ki bir şutu bloklamak eskisi kadar kolay değil. Bir diğer sık karşılaşılan durum da ikili sıkıştırmalar sonucunda hava atışı düdüğünün gelmesiydi. Bu hata da giderilmiş, özellikle iyi oyuncular ikili sıkıştırmaya rağmen topu saklayabiliyor veya yakınındaki takım arkadaşına pas verebiliyor.


2K Sports bu sene dersine gerçekten iyi çalışmış, özellikle oyun yapısındaki hatalar büyük oranla düzeltilmiş. ‘Fake’ atma, ‘Goaltending’ ve ribauntlar elden geçirilmiş, top ayağa çarptığı zaman da oyun durduruluyor hakemler tarafından artık. Pas alışverişi konusunda hala aksaklıklar mevcut, pas aralarına girmek çok kolay. Ayrıca atağa kalkarken saçma sapan pas tercihleri yüzünden bir anda hızlı hücuma maruz kalabilirsiniz, siz yakınınızdaki oyuncuya pas atmak isterken bir anda en uçtaki oyuncuya gönderiveriyorsunuz, ne olduğunu anlamadan da sayıyı yiyorsunuz.

Hilesiz Oyun

Maçın son saniyeleri, skorlar eşit ve top sizde. Topu iyi kullanıyor ve rahat bir şut gönderiyorsunuz, ancak top girmiyor. Daha sonra rakip atağa kalkıyor, çok iyi savunma yapıyorsunuz ancak el üstünden giren şut nedeniyle maçı kaybediyorsunuz. Her ne kadar sinir bozucu olsa da gerçekte yaşanmayacak bir şey değil. Ancak bu sürekli olarak gerçekleşirse, normallikten çıkar ve sadece sinir bozucu olur. 2K9’un birçok oyuncuyu fıtık eden bir özelliğiydi bu. Kritik dakikalarda yapay zekanın olmayacak şutları sayı olur, sizin oyuncularınız bomboş turnike bile atamazdı. Ribauntları rakip alır veya topunuzu çalardı. Bunun adı hileydi düpedüz, yapay zekanın kullandığı bir hile.


2K10 bu tür hileleri de ortadan kaldırıyor, rakipleriniz de artık kritik dakikalarda şut kaçırabiliyor, her hücum ribaundunu el koymuyor ve basit hata yapabiliyor. Oyunun kolaylaştığını falan düşünmeyin sakın, sadece hileden arındığını ve daha gerçekçi bir hal aldığını söylemeye çalışıyorum. Çünkü yapay zeka oldukça geliştirilmiş, rakipleriniz çok iyi hücum varyasyonları uyguluyor, bazen ikili oyunlarla, bazen akıllı paslaşmalarla sonuca gidiyor. Özellikle güçlü bir takım ise rakibiniz, savunma yapmak yerine şiir gibi atakları anlamaya çalışıyorsunuz zaman zaman. Bunun yanında iyi savunma yapıyorlar ve potaya kolay kolay yaklaştırmıyorlar sizi.

Geliştirilmiş yapay zekaya karşı size de bir takım avantajlar sunuluyor oyunda. Hızlı ve iyi oyuncularla karşınızdaki oyuncuyu geçebiliyorsunuz artık, ayrıca ‘crossover’ ve ‘spin’ hareketleriyle de adam eksiltmek daha kolay. İyi top dolaştırarak da rakibinizi yorabilir, boş şut şansı yakalayabilirsiniz. 2K9’daki gibi her boş şutun girmediğini de söylemem gerekiyor, tıpkı gerçekteki gibi oyuncular bazen boş şutları kaçırabiliyorlar.


Görsel anlamda 2K9 oldukça iyi olmasına rağmen, yapımcılar bunun üstüne bir şeyler katmayı başarmış. Parke üzerindeki yansımalar çok daha iyi, oyuncuların fizik modellemelerindeki ufak tefek hatalar giderilmiş. Yüz çizimi konusunda hala yeterli değil oyun, kapakta olmasına rağmen Kobe’yi benzetebildiklerini söyleyemem geçen seneye göre daha iyi olsa da. Hala bir takım görsel hatalar var, ‘içinden geçme’ sorunu gibi, bir de Carlos Arroyo’nun yüzü beyaz fakat kolları siyah tene sahip, bu hata mı şaka mı çözemedim. Fakat bir yenilik var ki bu hataları örtbas edecek kapasitede, artık formalar sert bir cisim görüntüsünden uzak. Yapımcılar polyester liflerin nasıl madde olduğunu anlamışlar ve kumaşın hareket hissini oyuna yansıtmışlar. Şortların ve tişörtlerin hareket etmesi gerçekten çok hoş gözüküyor. Grafiklerin daha kaliteli hale gelmesiyle birlikte optimizasyon sorunu ortaya çıkmış maalesef. 2K9’u 58 ‘fps’ ortalamayla oynarken, 2K10’da 30 ‘fps’ üstünü göremedim.


Grafiklerin yanında seslerde de önemli adımlar atılmış, seyirciler kritik sayılarda, önemli bloklarda müthiş tepki veriyor. İstenmeyen düdüklerde hakeme tepki gösteriyor, rakip takım atak yaparken rahatsız edici uğultuya başvuruyor. 2K serisindeki seyircilerden bahsetmeye pek gerek yok zaten, oyundaki etkinlikleri takdire şayan. Rakip takım oyuncusu faul çizgisine geldiği zaman bile ellerindeki çubukları sallayarak dikkatini dağıtmaya çalışıyorlar. Kendinizi gerçek bir NBA maçında hissetmemeniz için hiçbir sebep yok anlayacağınız.

Yeni Modlar

FIFA’da ‘Be a Pro’ ve PES’te ‘Become a Legend’ ile futbolculuk hevesini alanlar için 2K10 ‘My Player’ moduyla basketbol kariyeri sunuyor. Tıpkı yukarıda bahsettiğim modlar gibi burada da işe karakter oluşturma ekranıyla başlıyoruz. Pozisyon, boy ve kilo, surat tipi ve bunun gibi özellikleri belirliyorsunuz. Seçtiğiniz pozisyon ile boyunuz arasında uyum sağlamanız sizin için iyi olur, kısa bir oyuncuyla forvet pozisyonunda başarıyı yakalamak zor. Ayrıca oyun yapınıza göre oyun stilinize karar veriyorsunuz, skorer, üçlükçü gibi stiller var ve hangisini seçerseniz oyuncunuzun özellikleri ona göre şekilleniyor. Kariyerimizin daha başında olduğumuzdan karakterimiz, çok fazla yeteneğe sahip değil.


Herhangi bir takım tarafından yaz kampına çağrılıyoruz, burada deneme süreci başlıyor. Eğer beğenilirsek ki bu çok zor, takım sizi antrenman kampına dahil ediyor. Takım sizi istemezse başka takımların antrenman kampına katılabiliyorsunuz. Yine başarılı olamazsanız ‘D-League’ yani ‘NBA Development League’e doğru yol alıyorsunuz. Burada yeteri kadar gelişme gösterdikten sonra NBA takımları sizi denemeye alıyor tekrar. Başarlı olursanız ‘draft’ zamanını beklemeye başlıyorsunuz.

Anlattığıma bakarak ‘e çok kolaymış’ diyebilirsiniz, hiç de öyle değil. Oyuncunuzun yetenekleri kısıtlı olduğundan her istediğinizi sahaya yansıtamıyorsunuz öncelikle. Ayrıca gerçekçi olması için yapımcılar daha toy olan bu oyuncuların mücadele gücünü düşük tutmuş, yani rakipleriniz genelde sizden daha üstün olacaklar. Kendinizi geliştirmeniz için çok maça çıkmak ve antrenman yapmak zorundasınız. Maçlarda sergilediğiniz performans ile yetenek puanı kazanıyor ve bu puanlarla oyuncunuzu özelliklerini geliştirebiliyorsunuz. Ayrıca sınırlı sayıda bireysel çalışma hakkınız oluyor ve bu çalışmalarda başarılı olursanız yine yetenek puanı kazanıyorsunuz.


Maçlarda koçunuzun sizi beğenip beğenmediğini, işe yarar bir şeyler yapıp yapmadığınızı nasıl anlayacağınıza gelirsek, bunun için güzel bir sistem geliştirilmiş. Sol üst köşede bulunan harf sizin başarı notunuz, maç içinde yaptığınız olumlu veya olumsuz hareketler, o notun ne yönde değişeceğine karar veriyor. İyi pas tercihi, asist, ribaunt, top çalma, doğru pozisyon edinme ve buna benzer hareketler size (+) puan kazandırırken, top kaybı, kötü şut tercihi, yanlış yerde pas isteme, tuttuğunuz oyuncunun sayı atması hanenize (-) olarak geçecek. Ayrıca maçtan önce size bazı görevler veriliyor, %40 saha içi isabet oranı yakala, rakibi 10 sayının altında tut gibi. Bunları da yerine getirirseniz ekstra yetenek puanı kazanıyorsunuz.

‘My Player’ bölümünde de yapımcılar gerçekçiliği ön planda tutmuş, genç bir oyuncudan kahraman olması beklenemez, bu nedenle siz kariyerinizin başlarındayken kimse sizin maç kurtarmanızı umut etmeyecek. Sizden istenilen iki şey var; doğru oynamak ve takıma ayak uydurmak. Gereksiz yere şutlar atmak, oyuncunuzu zorlamak, takdir görmenizi sağlamaz aksine gözden düşürür sizi. Zaten ekranın sağ altında bulunan ‘Insider’ amcaya kulak verirseniz başarıyı yakalarsanız.


‘Online’ mod da, bir diğer yeni bölümü 2K’nın. Bu bölümde ‘Online’ liglere katılabiliyor veya kendi liginizi kendiniz oluşturabiliyorsunuz. Gerçek rakiplerle birlikte mücadele verip, kendi aranızda takaslar yapabiliyorsunuz. Ayrıca ‘Leaderboard’ sayesinde gerçek arenada kim daha çok maç kazanmış, kim daha çok puan kazanmış görebiliyorsunuz.

Bir Son Saniye Basketi Daha

2K9’da bulunan hataların birçoğu giderilmiş ve oyunun kalitesini oldukça arttıran yenilikler eklenmiş. ‘Online’ oynayabilme ve liglere katılabilme imkanı, ‘My Player’ modu fazlasıyla vaktinizi alacak. Kontrol tuşlarını ayarlamadaki sıkıntılar, karışık ve kullanışsız menüler ve ufak tefek hatalar dışında bir eksiği bulunmayan yapım, yine grafikleriyle göz ziyafeti verecek. NBA’de sezon başladı, siz de kendi sezonunuza başlayın artık. Rahatlıkla söyleyebilirim ki, 2K Sports daha iyisini yapana kadar, en iyisi 2K10…

Yorum (yok) Yorum yaz!

Star Wars:TFU Ultimate Sith Edition


Geçen yıl konsol sürümleriyle piyasa çıkan The Force Unleashed, Star Wars’un onlarca oyunundan sadece biri olarak kalmamış, elle tutulur bir başarı yakalamıştı. Aspyr Media bu başarının kazancını PC sürümüyle arttırmak istedi ve 1 yıl aradan sonra PC’ye çıkardı oyunu. Hem de ana senaryonun yanında gelen ek görevlerle birlikte…

Galaksilerde barışın temsilcisi ve koruyucusu Jedi’lar, kötüler karşısında daha fazla direnemez ve güç kaybeder. Birçok Jedi katledilmiştir, kurtulanlar ise farklı farklı gezegenlere dağılmak zorunda kalmıştır. Kötülülerin kötüsü Darth Vader, bu Jedi’ları öldürmek için görevlendirilmiştir. TFU’ya Darth Vader’ı kontrol ederek başlıyoruz, bölümün sonunda Jedi ustasını öldürdükten sonra Starkiller isimli tatlı çocuk ortaya çıkıyor. Darth Vader onda bulunan gücü fark ediyor ve çocuğu himayesine alıyor. Çocuk büyüdükçe daha da güçlü hale gelir ve kötülüğün en öndeki savaşçılarından olur. Ancak içinde sadece kötülük değil, iyilik de vardır, Darth Vader gibi değildir, vicdan sahibidir garibim. Ana senaryoda iyilik ve kötülüğün birbirine karışmış halini göreceksiniz siz de, Starkiller’ın bu ikisi arasında gidip gelişini.


Bu ek bölüme, TFU’yu oynamadan başlayabilirsiniz, Starkiller kötülüğün askeridir artık, İmparator’un hizmetkarı ve iyiliğin en büyük düşmanı. Evet, gördüğünüz o masum çocuk, işte böyle bir savaşçıya dönüştü. Hoth, Tatooine ve Jedi Temple adında üç bölümden oluşan Ultimate Sith Edition’da kötülüğe hizmet etmekten başka şansımız yok, Starkiller’la Dark Side adına savaş vereceğiz.

Oyunda size sunulan öylesine büyük bir güç sunulmuş ki, kötülüğe hizmet etmekten keyif duyacaksınız. Starkiller basit düşmanlarla hiç muhatap bile olmuyor, ‘Force Grip’ sayesinde yanlarına dahi yaklaşmadan onları havaya kaldırıyor, istediğiniz gibi oynuyor ve fırlatıyorsunuz. Ayrıca ‘Force Repulse’ ile etrafınızdakileri uzağa savurabiliyorsunuz. Bu özellikleri kullandıkça güç seviyesinde azalma oluyor, ancak hemen tekrar dolmaya başlıyor. Işın kılıcına fazla ihtiyaç duymayacaksınız yani. Güç barının üstünde bulunan sağlık seviyeniz de, düşman askerlerini öldürdükçe arttığından, bu oyunda ölmek pek kolay değil.


Yönettiğiniz karakteri oyun dünyasının yeni modası olan ‘xp’lerle geliştirme şansına da sahipsiniz. Çevrede bulunan puanlarla ve düşman öldürerek ‘xp’ kazanıyorsunuz. Bunların yanında kırmızı ve sarı ‘holocron’lar bulunuyor, kırmızı olanlar bir süreliğine herhangi bir özellik katıyor bünyenize, mesela enerjiniz bir süre hiç azalmıyor veya karşınızdakine verdiğiniz hasar da artış oluyor. Sarı ‘holocron’lar ise size ekstradan ‘xp’ veriyor. Puanlarınızla üç kategoriye ayrılmış olan güç bölümünde alışveriş yapıyorsunuz. ‘Force Powers’ta nesneleri hareket ettirmenizi sağlayan ‘Force Grip’, yine sahip olduğunuz ‘Force Repulse’ gibi klasik güçlerinizi geliştirebiliyor, yıldırım saldırısı gibi yeni güçler alabiliyorsunuz. ‘Force Talents’ta güç seviyenizi daha uzun süreli hale getirebiliyor, dayanıklılığınızı arttırabiliyorsunuz. ‘Force Combos’ kategorisinde, Starkiller’a ışın kılıcıyla yapabileceği yeni kombolar kazandırıyorsunuz.


Puanlarınız bütün özelliklerinizi geliştirmeye yetmeyecek muhtemelen, çünkü tek bir özelliği geliştirmek veya yeni yetenek açmak, çok puan demek. Bu yüzden, geliştirme ekranında hangi güçleri daha iyi kullanıyorsanız o bölüme odaklanmalısınız. Kombo tuşlarını çok iyi kullanamayacağınızı düşünüyorsanız özel güçlere ağırlık vermelisiniz, eğer parmaklarınız hızlıysa kombolar daha çok işinize yarayacaktır.

Müthiş çevre etkileşimi de Starkiller’ın gücünü hissettiriyor, nesneleri oynatabilmek, kilitli kapıları açabilmek bir yana, bazı yapıların yıkılması, çatıların çökmesi, camların oldukça gerçekçi kırılması, etkileşimi üst seviyelere taşıyor. Düşman askerlerini havaya kaldırabiliyor ve diğerleriyle çarpıştırabiliyorsunuz, patlayıcı nesneleri de kalabalık düşman guruplarının üstüne fırlatabiliyorsunuz. Hazırlanan haritalar da Star Wars dünyasını tam anlamıyla ekranlara taşıyor, çevre etkileşimi ve bölüm tasarımları TFU’nun artıları arasına giriyor.


Ne yazık ki grafikler için aynı şeyi söyleyemeyeceğim, konsol versiyonu çıkalı 1 yıl geçti ve PC sürümünde bir değişiklik yok grafiksel olarak. Karakter modellemeleri ve çevre detayları başarısız maalesef, özellikle birkaç metre uzaklıktaki düşmanların ve nesneler kötü ve hafif bulanık gözüküyor. Kaplamaların da çok yapmacık durduğunu söyleyebilirim. Ayrıca port sorunları yüzünden yaşanan yavaşlamalar, kamera açılarında zaman zaman takılmalar ve menüler arası geçişlerde bile ara yükleme ekranlarının çıkması oldukça can sıkıcı.

Yorum (yok) Yorum yaz!

Beyindeki Zihinsel Potansiyele Ulaşmanın Sırları

Televizyon kanallarında çeşitli üniversitelerde canlı olarak yaptığım hafıza gösterilerimi ve öğrencilerin dizdiği yüzlerce rakamı çok kısa sürede hafızama alarak hatasız olarak saydığımı gören izleyicilerden aldığım e-mail mesajlarında ortak bir soruyla karşılaşıyorum;

"Melik bey, televizyondaki gösterinizi izledim ve çok etkilendim. Ancak beyni böyle tam kapasitede kullanmak beyne zarar vermez mi? Beyin bu şekilde çalıştırılırsa yorulmaz mı?"

Özetlersem, hafıza gösterilerimi izleyenler beynimin % 100’ünü kullandığımı düşünüyorlar. Bu konuya girmeden önce, isterseniz beynin gerçekte ne kadar kullanıldığına bir göz atalım.

Beynin kullanılma yüzdeleri üzerine yapılan tahminler karşımıza şöyle bir tablo çıkıyor;
Yıllar  Beynin Kullanılma Yüzdesi Tahminleri
1940’lar  Beynin ancak % 50’si kullanılıyor
1960’lar  Beynin ancak % 20’si kullanılıyor
1980’ler  Beynin ancak % 10’u kullanılıyor
2000’ler  Beynin ancak % 1’i kullanılıyor
 

İşin ilginç tarafı son yıllarda tahminin giderek çok azalmasıdır. Peki bu tahminler giderek neden düşüyor? Karşımıza çıkan tablo aklımıza çeşitli soruları getirmiyor da değil;

"İnsanlar 1940’larda beyinlerinin % 50’sini kullanıyorlardı da, 2000’li yılarda artık % 1’ini mi kullanıyorlar?"

Beyin kapasitesini kullanma açısından gerçekten bir gerileme içinde miyiz? Şüphesiz “Hayır”.

Tahminlerin giderek azalmasının nedeni, beyin kapasitesinin sandığımızdan çok daha büyük olmasıdır.

Beyin gücünün sonsuza giden bir kapasitesinin olduğunun ortaya çıkması ve aslında onun % 1’ini dahi kullanmadığımızı farketmemiz;

1-) Beyni kullanmamız konusunda hepimizin önümüze yeni ufuklar açıyor,

2-) Bana özel olarak, yukarıda bahsettiğim e-mail mesajlarında sorulan sorulara kolayca cevap verebilme olanağı sağlıyor.

Yukarıda verilen bilgiler ışığında özetlersem, hafıza veya beyin eğitimi almamış bir kişi normal olarak beyninin % 1’inden daha az bir kısmını kullanıyor. Hafızamı eğiterek ben beynimi biraz daha etkin kullanabiliyorum. Bu oranın ne olduğunu tahmin etmemi isterseniz, hafıza eğitimi almamış bir kişiye oranla iki, ya da üç kat daha fazla kullandığımı söyleyebilirim.

Bu açıklamaya göre bir hesap yaparsanız, hafıza veya beyin eğitimi almamış bir kişi beyninin % 1’ini kullanıyorsa, ben onun üç katını kullanıyorum. Bir başka ifadeyle beynimin sadece % 3’ünü kullanıyorum.

Şimdi size ben soruyorum. Beyninin sadece % 3’ünü kullanan, yani geride hala % 97 beyin kapasitesini kullanmayan bir kişiye, “Melik bey, televizyondaki gösterinizi izledim ve çok etkilendim. Ancak beyni böyle tam kapasitede kullanmak beyne zarar vermez mi? Beyin bu şekilde çalıştırılırsa yorulmaz mı?” diye sorar mısınız.

Ancak e-mail mesajıyla bana bu soruyu soran izleyicileri bu şekilde düşünmeye sevkeden farklı bir kıyaslama ve düşünme tarzı daha var. Hatta bu şekilde düşünmelerine ben de hak vermiyor değilim. Peki nedir onlara bu soruyu sorduran?

İzleyicilere bu soruyu sorduran sebebe direkt olarak geçmeden, bu olayı gerçek bir örnek üzerinde izah etmeye çalışacağım.

Şimdi sizden aşağıda sadece “0” ve “1” lerden oluşan her satırında 30 hane bulunan 20 satırlık çok uzun bir sayıyı hafızanızda tutmanızı istiyorum. Ya da sadece şu sorunun cevabını vermenizi istiyorum.

"Aşağıda verilen sayıyı hafızanızda tutup, hatasız olarak sayabilecek hale gelmeniz için benden ne kadar bir süre isterdiniz?” 

İşte hafızanızda tutmanız için verilen sayı;

110101011001011011111001010110

001010010111100011101001111010

101010110010110111110010101100

010101001101010011000100101011

111100101001100111011110001001

011110111010010100110110101010

100011110101001110000101100111

011001111101100010110110111010

001011101111010100001011010111

010100011010100101111011001100
 

100001001001011010110011111001

011100101011111110110001001100

001010010001111010110100000001

001101011101101100111111110000

000101010100011110100001001101

101101100111000011101001111000

011111001000010000100001110001

010101000110001100111000011001

110010010110100011001111000010

100101011001001001000111001100

 

Şimdi sorumu tekrarlıyorum; "Yukarıda verilen sayıyı hafızanızda tutup, hatasız olarak sayabilecek hale gelmeniz için benden ne kadar bir süre isterdiniz?" 

Böyle bir soru karşısında sizin yerinizde olsam (yani beynimi eğitmemiş birisi olsaydım) ben etap, etap şu şekilde düşünürdüm.

1-) Bunun imkansız birşey olduğunu düşünür ve böyle bir işe hiç kalkışmazdım.

2-) Böyle bir sayıyı hafızama almak için çok yoğun olarak çalışırsam, belki en az iki ya da üç güne veya bir haftaya ihtiyacım olduğunu düşünürdüm.

3-) Bu işi çok yoğun bir şekilde başarsam bile beynimi çok yormak zorunda kalacağımı düşünürdüm. Hatta böyle bir işi başardıktan sonra beynimin uzun süre dinlenmeye ihtiyacı olur diye beynimi bir süre başka işlerde yormazdım.

Eminim şu anda sizler de böyle düşünüyorsunuz.

Peki, şimdi size başka bir soru soruyorum. Benim gibi birisi gelse ve yukarıda verilen “0” ve “1”lerden oluşan 20 satırlık sayıya sadece 10 – 15 dakika baksa ve arkasını dönüp, verilen sayıyı hiç hatasız olarak saysaydı ne düşünürdünüz?

Ben sizin yerinizde olsam şöyle düşünürdüm; "Bu sayıyı benim hafızamda tutabilmem için en az bir haftaya ihtiyacım vardı. Ayrıca bu bir hafta boyunca da beynimi devamlı yormak zorunda kalacaktım. Bu adam bu kadar zor bir işi 15 dakikada başarıyorsa, o zaman beynini bu işi bir haftada halledene gore daha yoğun çalıştırması ve daha çok yorması gerekiyor."

Böyle bir düşünme zinciri sonunda, "Beyin bu şekilde çalıştırılırsa yorulmaz mı?" diye herhalde ben de sorardım.

Yukarıda izah ettiğim olayı ben şu örneğe çok benzetiyorum. Bir an şöyle gözlerinizi kapatıp traktörün daha keşfedilmediği dönemdeki bir köyü hayal etmeye çalışın. Herkes tarlasını insan gücüyle ve sabanla sürüyor. Dolayısı ile her köylünün tarlasını sürmesi için günler, bazen haftalar gerekiyor.

Gece bu köylülere haber vermeden onların hiç bilmediği traktörü getirip, tarlalarını tamamen sürdüğünüzü ve yine onlar görmeden traktörü geri götürdüğünüzü kabul edelim.

Ertesi sabah bu köylülere tarlalarını dün gece tek başınıza sürdüğünüzü söyleseydiniz, acaba sizin için ne düşünürlerdi. Traktör gibi bir alet veya teknikten haberi olmayan köylüler, bu imkansız işi başarmak için sizin çok yorulduğunuzu veya olağanüstü bir güce sahip olduğunuzu düşünürlerdi. 

Belki de bu işi tek başınıza değil gece getirdiğiniz başka insanların yardımıyla yaptığınızı iddia ederlerdi. Şüphesiz varlığından haberleri olmadığından dolayı, bu işi farklı bir teknikle, bir traktörle halledebileceğiniz hiç kimsenin aklına gelmezdi.

Şimdi şu “0” ve “1”lerden oluşan sayıların hafızaya alınmasına geri dönüyorum. Belki de bu sayıyı hafızaya almak için beyni hiç de yormayan kolay ve hızlı öğrenme teknikleri var da siz bilmiyorsunuz. Belki beyni daha etkin ve verimli kullanmak mümkün.

Belki değil, beynin etkin ve verimli kullanılması, yani hızlı, kolay ve kalıcı öğrenmek kesinlikle mümkün. Bu mini kurs serisinin amacı bunun mümkün olduğunu etap etap size göstermek ve öğretmektir.

Özetlersek bu bölümde iki temel noktayı gözden geçirdik;

1-)Hafıza ve beyin eğitimi almamış bir kişi beyninin % 1’ini kullanıyorsa, hafıza ve beyin eğitimi almış bir kişi ona gore beyninin en az üç katını, yani % 3’ünü kullanıyor. Hala beyinde keşfedilecek % 97’lik bir kısım var.

2-)Geleneksel veya bugüne kadar alışılagelmiş çalışma yöntemlerinde beyin gereksiz yere çok yoruluyor. Hafıza ve beyin eğitimi sonucunda hem daha hızlı ve kolay öğreniliyor, hem de beyin daha az yoruluyor.

Öğrenmeyi hızlı, kolay ve kalıcı bir hale geirmenin nasıl mümkün olacağına ve teknikleri incelemeye geçmeden önce, beynin neden ve ne tür bilgileri unuttuğuna bir göz atmamız gerekiyor. Beynin neden unuttuğunu bilirsek, unutmamak için ne yapmamız gerektiğini de daha kolay  anlayabiliriz.

Yorum (yok) Yorum yaz!

« Önceki ::

Webset  by © Blog Design Website : OlayOldu.Blocu.CoM

:: Haberler
:: Güncel Haberler
:: Politika Haberleri
:: Dünyadan Haberler
:: Ekonomi Haberleri
:: Kültür & Sanat
:: Köşe Yazıları
:: Gazeteler & Manşet

:: [ 2009 ] Albümler
:: Yerli Albümler
:: Yabancı Albümler
:: Yerli Klipler
:: Yabancı Klipler
:: Yerli Müzikler
:: Yabancı Müzikler
:: Hip Hop & Rap
:: Rock & Metal
:: Enstrüman&Klasik
:: Video Klipler
:: Müzik Haberleri

:: Sinema & Film
:: Yerli Diziler
:: Yabancı Diziler
:: Yerli Filmler
:: Yabancı Filmler
:: Çizgi & Animasyon
:: Komedi & Tv Show
:: Belgesel Filmler
:: Tıkla İzle Filmler
:: Türkçe Dublaj
:: Mp4-Mkv-Rmvb
:: Divx-DVD-Blueray
:: Kurtlar Vadisi

:: Genel Kültür
:: Kişisel Gelişim
:: Türk&Osmanlı Tarihi
:: Efsaneler & Mitoloji
:: Dünya Tarihi
:: Tarihte Bugün
:: E-Kitap & Dergi
:: Slayt-Sunu&Pps
:: Biliyor musunuz?
:: Hayvanlar Alemi
:: Botanik / Bitkiler

:: Eğlence & Komedi
:: Komedi/Maxi Geyik
:: Komik Resimler
:: Komik Videolar
:: Fıkralar/Genel
:: Temel Fıkraları
:: Nasreddin Hoca
:: Bektaşi Fıkraları
:: Nam-ı Kemal Fıkrası
:: +18 Fıkralar

:: Fotoğraf & Resim
:: İlginç Resimler
:: Hayvan Resimleri
:: Doğa Resimleri
:: Bebek Resinmleri
:: Konulu Fotoğraflar
:: 3D Resimler
:: Dijital Fotoğrafçılık

:: Kadınlar & Erkekler
:: Pratik Bilgiler
:: YemeK Tarifleri
:: Çorbalar
:: Et Yemekleri
:: Hamur İşleri
:: Kekler - Pastalar
:: İçki - İçecekler
:: Sebze Yemekleri
:: Köfteler
:: Kebaplar
:: Tatlılar
:: Kurabiyeler
:: Deniz Ürünleri